Bademağacı Höyüğü

Cevapla
Kullanıcı avatarı
Z-Kontrol
Site Admin
Mesajlar: 12600
Kayıt: 29 Haz 2017 19:23

Bademağacı Höyüğü

Mesaj gönderen Z-Kontrol » 12 Eki 2019 18:10

ERKEN TUNÇ ÇAĞI'NDA BADEMAĞACI HÖYÜĞÜ MÖ 2700 - 2000

Antalya’nın yaklaşık 50 km. kuzeyinde bulunan Bademağacı Beldesi yakınlarındaki Bademağacı Höyüğü’nde, 1993’den 2010 yılı Eylül ayına kadar sürdürülen çalışmalarda, höyükte Neolitik Çağ yerleşmelerinin sona erdiği MÖ yakl. 6100 tarihlerinden sonra, Erken Kalkolitik ve Geç Kalkolitik Çağlar’da da yerleşmelerin devam ettiği, arkeolojik belgelerden, özellikle de çanak çömlek buluntulardan anlaşılmış, ancak bu dönemlerin mimarlık izlerine, kazı yapılan alanlarda rastlanmamıştır.

Höyükte geniş ölçekli bir yerleşme süreci, MÖ yakl. 2700 yıllarında, İlk Tunç Çağı II (İTÇ II) kültür evresinde yeniden başlamaktadır. Bu tarihlerde yöreye gelen ve binlerce yıl önce burada yaşamış olan Neolitik ve Kalkolitik Bademağaçlılarla hiçbir ilgisi olmayan başka insan toplulukları, o zamanlarda yayvan bir höyük / tepecik halini almış olan bu yeri, yerleşmelerini kurmak için uygun bulmuş olmalıydılar. İTÇ II boyunca höyükte oturan bu topluluklar, deprem, yangın, savaş vb. olası nedenlerle en az üç kez yıkılan evlerini ve kasabalarını onararak veya yeniden inşa ederek, yaşamlarını MÖ yakl. 2000 yıllarına kadar devam ettirmişlerdi. İTÇ II’yi bir sonraki kültür evresi olan Orta Tunç Çağı (OTÇ) izlemektedir. Kısa süreli OTÇ yerleşmelerinin oldukça zayıf olan arkeolojik bulguları çok dar alanlarda görülebilmiştir. OTÇ’nin bitiminden, Hıristiyanlık dönemine kadar olan uzun zaman aralığında, Bademağacı Höyüğü’nde herhangi bir iskân olmamıştır. MS 500 / 600’ler civarında, höyüğün ortalarına küçük bir Kilise yapılmıştır.

İTÇ II yerleşmesi, Neolitik dönem yapılarının yıkıntılarının hemen üzerine kurulmuştu. Bir kasaba, hatta kent denebilecek ölçülerde olan bu yeni dönem yerleşmesi, daha eski yerleşmelerle oluşmuş yüksekliğe uygun olacak şekilde, uzun oval / terlik biçimindedir. Uzun çapı 200 m., dar çapı 120 m. civarında olan 3 evreli İTÇ yerleşmeleri, yer yer 4.50 / 5 m.lik birikim oluşturmuştur. Bu yeni dönemin en eski yerleşmesi olan İTÇ II / 3 yapı katının bilinçli şekilde öngörülmüş bir sisteme, hatta deyim yerinde ise bir ön planlamaya göre düzenlenmiş olduğu söylenebilir. İTÇ II / 3’ün yaşamı süresince, başlangıçtamimarlıkla ilgili olarak konulan kurallar özenle uygulanmıştı. Şöyle ki; yerleşmenin doğu ve batı uzun kenarlarındaki en dış halkaya (höyüğün bugünkü dış çizgisi), birbirine bitişik konumda, dikdörtgen planlı tek veya iki odalı evler, bir sıra halinde, yanyana dizilmişti. İçlerinde oturulduğu kuşkusuz olan bu evler, küçük plan farklılıklarıyla birbirine benzemektedir. Uzunlukları 10 m. ile 19 m., genişlikleri de 3.50 - 4.50 m. arasında değişen, kibrit kutusu şeklindeki bu meskenlerin kapıları, kentin orta / iç kısmına bakan dar kenarlarına açılmıştı. Ölçüleri büyük olan evlerin bazılarının kapıdan girildikten sonra gelinen esas odasının arka tarafına, ikinci bir oda eklenmiştir. Kapının açıldığı yönde, evlerin yan duvarları iki yandan ileriye 2-3 m. kadar uzamaktaydı ve böylece, evin önünde yarı açık bir mekân / sundurma elde ediliyordu. Bir kaçı dışında yapıların hepsinin, kentin dışına bakan arka dar kenarları sağır duvardı. Arkeoloji dilinde ‘Megaron’ olarak tanımlanan planda yapılmış olan bu evlerin bitişik konumlandırılmış olması nedeniyle yerleşme dışına bakan kenar, düz ve yerleşme içine giriş vermeyen, ortak bir duvar haline gelmişti; başka bir anlatımla yerleşme, ‘sur’ denebilecek bir sağır duvarla çevrilerek, koruma sağlanmıştı. Doğu ve batı uzun kenarlarda sadece birer evin arka dar kenarı kapatılmamış ve bu evlere, dışarıdan içeri girişi sağlayan bir tür kapı (propylon)
işlevi verilmişti.

Yerleşmenin kuzeye doğru sivrileşen uç kısmında durum farklı planlanmıştır. Bu
kesime doğu ve batı yamaçlardan yaklaşan megaronlar belli bir noktada kesilmekte, bundan sonra 1 m. kalınlıkta yapılmış bağımsız bir taş duvar, yerleşmenin dış çizgisini oluşturmaktadır. Planda görüleceği üzere, sur niteliğindeki bu duvar iki yerde kesilerek, 3-4 m. genişlikte geçitler / kapılar bırakılmıştır. Kuzey uç’un, kent içine doğru olan kısmı, üzerinde yapı olmayan
boş bir alan haline idi. Doğu ve batı kenarlardan çok farklı olan bu planlamanın özel bir amaçla yapıldığını ve sur’da bırakılmış geçitlerden, Bademağacı halkının
geceleri veya olası tehlikeli durumlarda, sahibi oldukları hayvan sürülerini yerleşme içine aldıkları ve bu nedenle de orta alanın boş bırakıldığı söylenebilir.
Kentin güney ucunda da planlamada değişiklikler görülmektedir. Bu kesimde, en dış halkadaki bazı evlerin temel kalıntılarının günümüze kadar gelmemiş olduğu anlaşılmış olmakla birlikte, mevcut görünüm, megaronların burada
da bulunmadığı ve bambaşka bir düzenleme ile yan yana dizilmiş iki veya daha fazla sayıda sıra halinde kutu kutu mekânların yerleştirildiği gözlemlenmektedir.(Ancak, yukarıda söylediğimiz gibi, burada tahrip olan en dış halkada megaron planda bir ev dizisinin olması da mümkündür. Bademağacı İTÇ II kentine giriş
için, bu uç’ta, günümüze kadar gelemeyen özel planlı ve belki gösterişli bir ‘Ana Kent Kapısı’ da bulunuyordu.

Kentin dış çizgisindeki megaron ve diğer yapıların dışında kalan höyük yamaçlarına, bu dönemde genişliği 4 m. ile 8 m. arasında değişen, üzeri düzensiz şekilde ocak taşlarıyla döşenmiş bir kuşak yapılmıştır. Höyüğü çepeçevre dolaşan bu yamaç döşemesinin yapılış sebebi tam olarak anlaşılamamıştır (Bazı Orta Çağ kalelerinde / şatolarında olduğu gibi, bu uygulamanın savunmayı güçlendirmek amacıyla yapılması, kanımızca pek olası
değildir. Belki bu döşeme, çukur bir alanda yer alan ve sulak mevsimlerde çevresinin göl haline gelmesi nedeniyle höyüğün kenarlarının ve yerleşmenin
dış halkasında bulunan ev duvarlarının yükselen su tarafından aşındırılmasının önüne geçilmek için yapılmış olabilir).

Yukarıda kısaca tanımladığımız yerleşmenin, birbirine yapışık ev dizileriyle çevrilmiş genel planlamasının bilinçli şekilde düşünüldüğü ve ortada kalan
kesimin özel olarak korunmaya çalışıldığı, bu alanda kazılar sırasında meydana çıkartılan çok odalı ve karmaşık planlı bir kompleksin varlığından anlaşılmaktadır. Toplumun yönetici sınıfı için yapıldığını düşündüğümüz bu büyük yapının –Saray’ın–, 17 odası açılmıştır. Bu alanda, yani höyüğün merkezinde ve en yüksek kesimine yapılmış olan ‘Kilise’yi kaldırıp, bu önemli yapının altında kalan temelleri araştırma söz konusu olmadığı için kazısını bitiremediğimiz çok odalı büyük yapı grubunun, kanımızca kilisenin altında kalan kısımda en az 10 odası daha vardı. Tümüyle açılması mümkün olamadığı için, planını da tam olarak anlayamadığımız bu yapı grubuna batıdan giriş verilmişti. Yapının bazı odalarınıniçinde ele geçen çok sayıda kap kacak, bu odaların sarayın olasılıkla erzak depolama mekânları olduğuna işaret etmektedir.

Bademağacı Höyüğü İTÇ II / 3 yerleşmesinin planlanmasında kesin olarak açıklayamadığımız bazı hususlar vardır. Meselâ saray yapılarının kuzeye doğru ne şekilde geliştiği anlaşılamamıştır. Zira bu alanda OTÇ’nin çok zayıf mimarlık kalıntıları vardır (Res. 3) ve bunların kaldırılması istenmemiştir. Kilise ile güney kenardaki yapılar arasında kalan alandaki mimarlık izlerinin nasıl yorumlanması gerektiği konusunda da kesin konuşmak mümkün değildir. Bunların yanı sıra, böylesi iyi organize olmuş bir yerleşmede varlığı kesin olan ‘Tapınak’ nerededir; hiçbir fikrimiz yoktur.

Bu dönemin mimarlık bulgularının yorumlanması sonucunda, İTÇ II’de Bademağacı kasabasının –kentinin– bir hakim kişi veya sınıfın egemenliği altındaki bir ‘Yerel Beylik’ merkezi olduğunu ve bu beyliğin yakın çevreyi de egemenliği altında tuttuğunu tahmin ediyoruz. Bu olgu, büyük olasılıkla yerleşmenin dış tehlikelerden korunmasını da gerektiriyordu. Kuşkumuz yoktur ki bu kent, kararlarına kesin şekilde uyulan bir iradenin, yani yöneticilerin belirlediği bir planlama içinde düzenlenmişti.

Tanımlamaya çalıştığımız, mimarî olarak çok iyi organize edilmiş bu kentin bir sebeple İTÇ II içinde kısmen yıkıldığını, doğu ve batı kenarlarda bulunan megaronların bir kısmının terk edildiği, bazılarına ekler yapılarak kullanılmaya devam edilmesinden anlaşılmaktadır. İTÇ II / 2 olarak tanımladığımız bu yeni dönemde güney uç’ta bazı önemli değişikliklerin olduğu görülmektedir. Benzer bir gelişme höyüğün ortalarındaki çok odalı kompleks için de geçerlidir. Bu yapıda da söz konusu geç dönemde önemli bazı ek ve değişikler yapılmıştır.

İTÇ II / 3 yerleşmesinde açtığımız ev sayısı 60 civarındadır. Buna kazılmayan kısımlardaki olası 30 evi ve orta alandaki ‘Saray’ yapılarının yaklaşık 25 odasını da katarsak, bu dönemde yerleşmede toplam 120 civarında mekân bulunuyordu. Her evde 6-7 kişinin yaşaması durumunda, Bademağacı’nın bu yerleşmesinde en az 700 kişinin yaşadığı ve kentin 40-50 yıl, yani iki kuşak boyu hayatını sürdürmesi kabul edilirse, burada en az 1500 kişinin oturmuş
olduğu düşünülebilir. İTÇ’nin diğer yapı katları ve OTÇ de buna katılırsa, MÖ 2700’lerden 1800 dolaylarına kadar olan 900 yıl içinde bu sayı onbinlere varır. Bu kadar çok insanın mezarlığı veya mezarlıkları -Neolitik dönemde
olduğu gibi- bulunmamıştır. Kazılan alanlarda evlerin dışındaki sokak ve boş alanlara, bazen de odaların tabanlarının altında 10 kadar mezara rastlanmıştır.
Gömme geleneği, bu dönemde Anadolu’nun pek çok başka yerleşmesinde de görüldüğü gibi, cesetlerin iri bir küp içine konup, ağızları yassı bir kapak taşı ile
kapatılarak açılan çukura hafif eğik olarak konması şeklindedir. Bazen ölülerin yanına, küp içine küçük bir gaga ağızlı testicik bırakılmaktadır.

KAYNAKÇA

Refik DURU - Gülsün UMURTAK, Bademağacı Höyüğü’nde (Antalya) Yapılan Kazılar Sona Erdi - I (Prehistoric Excavations at Bademağacı Höyük (Antalya) Have Been Completed - I), TÜRSAB - 307, 2011, s. 30-37
72835862_2626291244099836_6829159289546866688_n.jpg
72835862_2626291244099836_6829159289546866688_n.jpg (180.44 KiB) 32 kere görüntülendi

Cevapla